23 Ekim 2012 Salı

Ruh-Beden İlişkisi

Ruh-Beden İlişkisi


İnsan, ruh ve bedenden meydana gelmiştir. Bedenimiz şehadet âleminden, ruhumuz gayb âlemindendir. Mevlâna, ruhun cesede gelmesini şöyle anlatır: “Arşta oturup duruyordum. Anamın şehveti ‘inin’ emriyle beni buraya attı.” (1) “İnin” ifadesinde, Hz. Âdem’in ve neslinin dünyaya gönderilmesini anlatan “Hepiniz cennetten inin, dedik” (Bakara suresi, 38) ayetine işaret vardır.


İnsan, sadece et ve kemikten meydana gelmiş maddî bir cisim değildir. Ondaki korku, sevgi, merak, hayal, tefekkür gibi duygular, maddeyle izah edilemeyecek şeylerdir. Maddeci felsefe mensupları, insanı sadece maddî bir varlık olarak ele alırlar. Halbuki, insanın gerçek boyutu, mânâ yönüdür. Mevlâna, bunu şöyle ifade eder: “Biz, saman gibi olan bu tabiat âlemiyle örtülmüş mânâ deryasıyız. Cismimiz bizim ruhumuza perde ve nikap olmuştur.” (2)

Yani, üzeri saman dolu bir denize bakan, ilk bakışta sadece samanı görür. Halbuki, o saman altında muazzam bir deniz gizlidir. Saman perdesi aralandığında deniz ortaya çıkacaktır. Onun gibi, maddî bedenimiz, bir mânâ denizi olan ruhumuzun üstünü örten saman gibidir.

Mevlâna’nın şu ifadeleri, ruh sultanının el organıyla yaptıklarından bir kısmını anlatır:
“Gönül isteyince el, parmaklarıyla hesap yapar. Yahut o parmaklarla kitap yazar. El, gizli bir elin hükmünde kalmış. O gizli el, cismanî olan eli dışarıya nasbetmiştir.

“Yine gönül isterse o el, düşmana karşı yılan gibi öldürücü olur.
“Yine gönül isterse o el, bir dosta karşı yardımda bulunur.
“Yine gönül isterse o el, yemekte kaşıklık eder.
“Yine gönül isterse, düşman beyninde on batmanlık bir topuz olur.
“Acaba gönül, bu beş hisse ve onların makamlarına ne söyler? Aralarında ne acaib bir visal, ne garib ve gizli bir sebeb ve irtibat vardır?

“Galiba gönül mühr-ü Süleymanı bulmuş ki, bu beş hissin yularını istediği tarafa çeviriyor. Zahirdeki beş his onun kolayca mutîi, bâtındaki beş his de, onun memurudur.” (3)

Mevlâna, bir başka açıdan şu benzetmeyi yapar: “Bedenler, ağızları kapalı destilere benzerler Her destide ne var, sen ona bak! O beden destisi ab-ı hayatla doludur. Bu beden destisi zehirle.” (4)

“Her kap içindekini sızdırır” derler. İnsanın ruhunda gizledikleri, söz ve davranışlarına yansır. “Ağzınızı her açışta başkaları oradan içinizi seyreder” denilir. Bu ifade, söylenen sözün, sahibini ele verdiğini anlatır. Mevlâna, bu manalara şöyle dikkat çeker: “Dil, gönüle perdedir. Perde deprendi mi sırlara erilir. Çayırlıktan, çimenlikten gelen yel, külhandan (sıcak yerden) esip gelen yelden farklıdır. Korkakların narasıyla, babayiğit erlerin narası, tilkiyle arslanın sesi gibi farkedilir.

“Yahut dil, tencerenin kapağına benzer. Oynadı, açıldı mı içinde ne yemek var anlarsın.” (5) “İnsan dilinin altında gizlidir Bu dil, ruh kapısının perdesidir. Bir rüzgar perdeyi kaldırınca, evin içerisi bize görünür.” (6)

İlim ve marifetle dolu bir ruh, derunundaki engin mânâları ancak dil vasıtasıyla anlatabilir. O zaman “dil denilen et parçasından nehirler gibi hikmet selleri akar.” (7)

İşte, bu el ve dil örneklerinde görüldüğü gibi, beden ruhun âleti durumundadır. Durum böyle iken, insanı sadece maddeden ibaret zannetmek, manevî körlükten başka bir şey değildir.

Kaynaklar:
1. Mevlana, VI, 221 (İzbudak).
2. Mevlana, XII, 210.
3. Mevlana, V, 1651-1652.
4. Mevlana, VI, 54 (İzbudak)
5. Mevlana, VI- 390.
6. Mevlana, VI, 258.
7. Mevlana, VIII, 759.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Ivr Teknolojisi Hiç Bu Kadar Hararetli Kullanılmamıştı

Ivr Teknolojisi Hiç Bu Kadar Hararetli Kullanılmamıştı


Son günlerin en gözde Facebook uygulamalarından bir tanesi de Lipton Ice Tea Hararetmatik. Lipton Ice Tea Türkiye sayfası üzerinden ulaşabildiğiniz Hararetmatik uygulaması, IVR teknolojisiyle gerçekleştiriliyor. Türkiye’de ilk defa, yapılan şakayı kayıt etme özelliğine sahip bu teknolojiyle oturduğunuz yerden istediğiniz arkadaşınızı şakalayabiliyorsunuz. Bunun için tek yapmanız gereken, Facebook listenizdeki arkadaşlardan dilediğinizi seçip telefonunuzu ve hararetini yükseltmek istediğiniz arkadaşın telefonunu yazmak. Bu basit işlemden sonra Türkiye’nin son dönemdeki gözde komedyenlerinden İsmail Baki tarafından canlandırılan 5 ayrı telefon şakasından birini seçebiliyorsunuz. Günde 3 şaka hakkınız var ve unutmayın her arkadaşınıza sadece bir defa telefon şakası yapabilirsiniz.

Olay sadece şakayla da bitmiyor tabi. Eğer arkadaşınız şakayı sonuna kadar dinleme sabrı gösterirse hem siz hem de o SMS ile birer çekiliş numarası almaya hak kazanıyor. Her hafta sonunda da en fazla çekiliş hakkı elde eden kişi ise içi dolu, özel bir Lipton Ice Tea dolabı kazanıyor.

İsmail Baki’nin birbirinden renkli taklitleri IVR teknolojisi iyi kullanıldığında ortaya gerçekten yaratıcı işler çıkacağını göstermiş. Teknolojik gelişmelerin gündelik hayatımıza böylesine keyif kattığı işleri çok seviyorum. Hatta şu satırları yazdıktan sonra listemden birkaç kişiyi şakama alet etmeyi düşünüyorum.

Uygulamanın linki burada.

https://www.facebook.com/liptonhararetmatik/app_395429340516909

AKREP

                              AKREP

AKREP (Scorpio); Familyası: Akrepgiller (Scorpionidae). Yaşadığı yerler: Sıcak ve nemli bölgeler. Özellikleri: Boyları 13 milimetreden 22 santimetreye kadar değişir. Ömrü: 5 yıldan fazla. Çeşitleri: 600’den fazla türü vardır. 

Genellikle sıcak ve nemli bölgelerde yaşayan, vücutları sert kitin bir tabaka ile örtülü, kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehir iğnesi bulunan eklembacaklıların genel adı. Taşların altında, duvar yarıklarında, kurumuş ağaç kabukları altında veya yer altında kazdıkları dehlizlerde rastlamak mümkündür. Karlı bölgeler hariç hemen hemen her yerde yaşarlar. Yalnız yaşamayı severler. Yassı halkalardan teşekkül eden vücut; başla kaynaşmış bir gövde, karın ve kuyruk (telson) olmak üzere üç bölümden meydana gelir. Gövdede önden arkaya doğru büyüklükleri artan, uçları çift çengelli dört çift yürüme bacağı bulunur. Gövdeye bağlı karın kısmı ise 7 geniş halkadan meydana gelmiş, alt yüzeyinde birinci halkada kapaklı bir adet cinsiyet açıklığı, ikinci halkada dokunum ve iz bulma görevi yapan bir çift tarak organı, 3, 4, 5 ve 6. halkalarda “kitap trakeleri” adını alan solunum organına ait birer çift olmak üzere toplam dört çift solunum deliği (stigma) vardır. Karın kısmından sonra 6 adet dar ve yuvarlaksı halkalardan meydana gelen ve bir yay gibi sırta doğru bükülebilen akrebin kuyruğu, eğrilmiş bir zehir iğnesi veya mızrağını taşıyan şişkin halka ile biter. Akrep, yürüdüğünde kuyruğunu kaldırır. Düz ve kaygan yüzeylere tırmanamaz. Halk arasında vücudunun son bölümü her ne kadar akrebin kuyruğu olarak biliniyorsa da, gerçekte karın kısmının daralan uzantısıdır. Çünkü içinden barsak geçmekte olan telsonun sondan bir önceki halkasında dışkılık son bulmaktadır. 

Akrepler çok eski devirlerden beri görülmektedir. 400 milyon yıllık taşlarda akrep fosillerine rastlanmaktadır. Güneşte kurudukları için gün boyunca çatlaklarda gizlenip, gece örümcek ve böcek avlamaya çıkarlar. Başlarının üst tarafında iki büyük orta göz ve ön kenarında 2-5 çift yan göz bulunmasına rağmen, gececi olduklarından gözlerinde görüntü net olarak meydana gelmez. Daha ziyade dokunum ve duyu organı olan bir çift taraklarını hassas bir radar gibi kullanıp, avlarının titreşimlerini hissederek, yerlerini tesbit ederler. Ayrıca başlarının her iki yanında avlarını yakalayıp ağza getirmede kullandıkları, uçları pensli bir çift kıskaçları vardır. Kıskaçlarının üzeri duyu kılları ile kaplanmış olup, bu kıllardan bazıları ses titreşimlerine, bazıları dokunma veya hava akımlarına hassastır. Avlanmada taraklar gibi, bunların da önemli rolü olduğu muhakkaktır. Kıskaçların şekli ve büyüklüğü akrep türlerine göre değişir. Ağızlarının önünde pensli bir çift de küçük kelisere (zehir çengeline) sahiptir. Bunlar, besini çiğnemeye ve parçalamaya yararlar. 

Akrep avını güçlü kıskaçlarının makası ile yakalayarak sıkar ve hemen başının üzerine kaldırarak kuyruğundaki zehir iğnesi ile sokar. Ölen avını ezip parçalayarak vücut sıvılarını kuruyuncaya kadar emer. Akrepler, uzun süre (1 sene kadar) açlığa ve susuzluğa dayanabildiği gibi, kopan organlarını yenileyebilmekte ve radyasyon ışınlarına aşırı derecede dayanabilmektedir. Üç hafta süreyle bir buz kalıbında dondurulan akrep, buz eritildiğinde hiçbir şey olmamışçasına yürüyüp normal hayatına dönmüştür. 
Çiftleşme sonucu dişi akrep, erkeğini yer. Erkeklerden daha büyük olan dişiler, "ovovivipar"dır, yani yumurtlamayıp doğururlar. Yumurtaları yumurtalıklarında gelişerek açılır ve yavrular canlı olarak doğarlar. Dişi akrep; 60 kadar yavru doğurur. Yeni doğan yavruların ayaklarında tırnak olmayıp vantuz vardır. Bunun sayesinde annelerinin sırtına tırmanıp rahatlıkla tutunurlar. İlk deri değişimine kadar (15-20 gün) hiçbir şey yemeyerek annelerinin sırtında barınırlar. Vücutlarındaki enerji ile geçinirler. Deri değişiminden sonra annelerini terk ederler. Akrepler, ömürleri boyunca yedi kere deri değiştirirler. Çoğu doğduktan 1 yıl kadar sonra, bazıları ise 5 yılda erginleşirler. 

Bugün dünyada boyları 13 milimetreden 22 santimetreye kadar değişen 600 kadar akrep türü bulunmaktadır. Akrepler aç gözlü hayvanlardır. Tropik bölgelere gidildikçe boyları ve zehirlerinin tesirliliği artar. Dış iskelet görevi yapan dış kabukları genellikle koyu renklidir. 

Bir çift salgı bezinde üretilen zehir, güçlü kasların kasılmasıyla iğnenin açtığı yaraya hızla boşaltılır. Zehiri iğnesinden 10 cm uzağa fışkırtabilir. Akrep zehirleri “Hiyosiyanik” ve “Karbilamin” den meydana gelmiş olup tatsız, kokusuz ve asidiktir. Tesiri hayvanların çeşidine göre değişir. Kuşlar, akrep zehirine karşı dayanıksızdır. Güvercin ve serçeler hemen ölür. Kurbağa ve balıklar oldukça dayanıklıdır. Mürekkep balıklarına zehirleri etki etmez. İnsanı öldürebilecek kadar zehirleri kuvvetli olanları vardır. Türkiye’de akrepten ölüm nadir görülür. Ölenler daha çok zayıf ve hastalıklı insanlardır. 

İnsanı akrep sokunca sokulan yer kızarır ve şişer. Ateş yükselir, kalb atışı yavaşlar, terleme ve sayıklama, solunum darlığı, çarpıntı ve kusma görülür. Akrep sokmasında ilk tedbir, sokulan yeri her iki tarafından sıkıca bağlamak ve yarayı çizerek emip tükürmektir. Yarayı her emişten sonra ağzı süt veya zeytinyağı ile yıkamalıdır. Emen kimsenin ağzında diş çürüğü, çatlak veya yara bulunmamalıdır. Aksi takdirde zehir buradan kana geçer. Sokulan yere amonyaklı bez koymalı ve acilen serum yaptırmalıdır.

İlk Reklam Şirketi


İlk Reklam Şirketi

Resmi kayıtlara göre, bilinen en eski reklam şirketi, 1786 yılında, Londra'da kuruldu. Şirketin sahibi William Tayler, özellikle yerel basında sayısız ilan yayınlattı. İlk ilan metinleri, genellikle "duyuru" biçimindeydi.

1809 yılından itibaren reklam ajansları, metinlerde vurucu sloganlara yöneldiler. Bu akımı ilk başlatan metin yazarı ise James White'ın reklam ajansında çalışan Charles Lamb oldu. Lamb'in yazdığı ilk orijinal reklam metninde, bir eşya piyangosunun tanıtımı yapılıyordu.

1880'lerden itibaren gazete ilanlarında, biçim olarak da yaratıcı zekanın ürünleri sergilenmeye başlandı. 1889'da İngiltere'de Thomas Smith, kurduğu reklam ajansını "yaratıcı metin ve mizanpaj kuruluşu" olarak tanımlıyordu. Amerika'da J. Ayer tarafından kurulan reklam ajansı, ilk metin yazarını 1892, ilk grafikeri ise 1898 yılında kadrosuna aldı.

Enteresan Bilgiler

-Yunuslar bir gözlü açık uyurlar.
-Develerin 3 tane kaşı vardır.
-Bir sineğin hızı saatte 8 km.dir.
-Zürafanın dili 35 cm. kadardır.
-Istakozların kanı mavi renktedir.
-Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.
-Fil zıplayamayan tek memelidir.
-Sığırların 4 tane midesi vardır.
-Kangurular geri-geri yürüyemezler.
-Kediler şeker tadını ayırt edemezler.
-Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler.
-Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.
-Timsahlar dilini dışarı çıkaramazlar.
-Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.
-Baykuş mavi rengi görebilen tek kuştur.
-2600 kadar kurbağa cinsi var.
-Yetişkin bir ayı at kadar hızlı koşabilir.
-Sadece domuzlar güneşten yanabilir.
-Deniz kobrası dünyanın en zehirli yılanıdır.
-Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.
-Hayvanların en büyüğü mavi balinadır. (uzunluğu 33 m., ağırlığı 190 t.)
-Kuşlara şimşek çarpmaz. Çünkü elektrik onların tüyünden geçemez.
-Sadece dişi sivrisinekler ısırır.
-Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
-Deve deniz suyu içebileceği gibi bir defada 250 litre su da içebilir.
-Bir insanın su ve yemek olmadan yaşayabildiği en uzun süre 18 gündür.
-Karınca kendi ağırlığının 50 katını taşıyabilir.
-Çekirgenin kulağı dizindedir.
-Yeryüzünün en sıcak yeri Afrika’da El-Ezize bölgesidir. (Gölgede 58 derece)
-Yeryüzünün en soğuk yeri Antarktika’da Vostok (Rusya) bölgesidir. (- 88.3 derece)
-Uzaya ilk defa 12.04.1961 tarihinde Yuri Gagarin uçtu.
-İlk defa aya 21.07.1969 tarihinde Neil Armstrong ayak bastı.
-Eski Roma’da şişeden hazırlanmış kaplar altın ve gümüşden daha değerli sayılırlardı.
-Dünyada en eski üniversitesi 989 yılındaki Mısır’ın El-Ezher üniversitesidir.
-Dünyanın en genç üniversite öğrencisi 11,5 yaşındaki Ganesh Sittampalam’dır.
-İlk yeraltı tünel 1 km. uzunluğunda olmuş ve bundan 4 bin yıl önce Irak’ta Fırat nehrinin altından geçmişdir.
-Paraguay dünyanın en yağışlı bölgesidir. Bölgede yağmur neredeyse ara vermez.
-Dünyada 2000 e yakın halk ve 3000 e yakın dil var.
-Tarih boyu yapılmış savaşların en uzunu İngiltere ile Fransa arasında olmuştur. Bu savaş 115 sene(1338-1453) sürmüştür.
-İnsanın saçında 102 bine yakın, derisinde ise 20 bine yakın kıl olur. Kıllar her gün 0.35-0.40 mm. uzar.
-İngiltereli Thomas Korne 207 sene yaşamıştır.
-Dünyanın en uzun ömürlü insanı Çin’de 253 sene yaşamıştır. (1680-1933)
-Güneş dünyadan 330,330 kat daha büyüktür.
-Bir köstebek sadece bir gecede 90 m. tünel kazabilir.
- Bir hamam böceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden 9 gün yasayabilir.
-Eski Mısırlılar taştan yapılmış yastıklarda uyurlardı.
-Bir hipopotam ağzını açarsa 120 cm boyunda bir insan onun içine rahatça sığabilir.
-Boğalar renk körüdür, bundan dolayı matadorun elindeki beze saldırırlar; rengi ne olursa olsun.
-Ortalama bir buzdağı 20,000,000 ton gelir.
-Zehirli oklu kurbağada 2,200 insanı öldürebilecek kadar zehir bulunur.
-İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir.
-Hapşırdığımız zaman kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımız bir an için durur.
-Gözleri açık tutarak hapşırmak imkansızdır.
-Kadınlar erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırparlar.
-Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kuştur.
-Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunurlar.
-İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak baş parmakta,en hızlı uzayan tırnak ise orta parmaktadır.
-İnsanlar 200 milyon soluk alıp verme, 1 milyar kalp atışı, 300 milyon mide kasılması ve 20 milyar göz kırpması kadar yaşarlar.
-İnsanlar beyinlerinin %10’nu kullanırlar.
-Bir insan yedi dakika içerisinde uykuya dalar.
-Sıcak su soğuk sudan daha ağırdır.
-Yetişkin bir insan günde ortalama 23.000 kez nefes alır.
- Sarışınların esmerlere göre daha fazla sacı vardır.
-Soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını önler